Filtreler
Medicine in Stamps: History of Autism Spectrum Disorder (ASD) Through Philately

Vatanoglu-Lutz, Emine Elif | Ataman, Ahmet Doğan | Biçer, Suat

Other | 2014 | Journal of Neurological Sciences (Turkish)31 ( 2 ) , pp.426 - 434

Otizm, daha geniş anlamıyla Otistik Spektrum Bozukluğu, tüm çocukluk çağı psikiyatrik hastalıklarının içinde üzerinde en çok çalışılanıdır denebilir. Hastalıkla ilgili bilgilerimize en önemli katkılar, Leo Kanner ve Hans Asperger gibi klinisyen araştırmacıların bireysel çalışmaları yoluyla olmuştur. Son yıllarda hastalığın içeriğinde ve tanımında köklü değişiklikler görülmektedir. Otistik hastalara verilen tanı ve tedavi hizmetlerindeki değişmeler gerek araştırma bulgularından gerek sosyo-politik gelişmelerden etkilenmektedir. Bu çalışma, filateli yoluyla otizm hastalığının keşif sürecine genel bir bakış sunmayı hedeflemektedir. Aut . . .ism, in a wider perspective Autism Spectrum Disorder (ASD),is perhaps the most prolifically researched of all child psychiatric disorders. The greatest contributions to our understanding about the disease have come from individual clinician researchers like Leo Kanner and Hans Asperger. The concept and definition of the disorder have changed greatly over the years, even socio-political shifts as well as research findings have radically altered our understanding of the syndrome as well as the care and treatment offered to people with autism. This paper provides an overview on the discovery of Autism Spectrum Disorders through philately Daha fazlası Daha az

ÇOCUKLARDA ALKOLİK OLMAYAN YAĞLI KARACİĞER HASTALIĞI Non Alcoholic Fatty Liver Disease In Children

Uğraş, Mehmet | Küçük, Öznur | Biçer, Suat | Vitrinel, Ayça

Other | 2014 | Bozok Tıp Dergisi4 ( 1 ) , pp.55 - 61

Gelişen yaşam koşulları ile obezite ve komplikasyonları da artmaktadır. Alkolik Olmayan Yağlı Kara- ciğer Hastalığı (AOYKH)/ Alkolik Olmayan Steatohepatit (AOSH) gerçek prevalansı tahmin edilenin daha üzerindedir. Tanının tesadüfen konulduğu ancak çocukluk çağında nadiren de siroza neden olan bu hastalık, rutin muayene sırasında artmış ALT/AST oranı, ultrason (USG) de belirgin karaci- ğer ile tanınabilir. Karaciğer biyopsisi özellikli hastalarda tanı koymada altın standarttır. Klinik gidiş hakkında net veriler yoktur. Obezite, insülin direnci ve dislipidemi durumlarında histolojik bulgular daha ilerlemiştir ve prognoz daha kötü olab . . .ilir. İzole yağlanma en iyi prognoza sahip iken, fibrozisin eşlik ettiği hepatosit hasarı varlığında prognoz daha kötüleşmektedir. Karaciğer biyopsisi sırasında hastaların %7-16sında siroz gelişmiştir. Tedavide kilo verme ve egzersiz en önemli rolü oynamakta- dır. İlaçlar konusunda çocuklarda kesinleşmiş veriler yoktur. Obesity and its complications are increasing with improving lifestyles in our century. The prevalence of non-alcoholic fatty liver disease/ non-alcoholic steatohepatitis (NAFLD/NASH) is thought to be more than expected. The diagnosis is particularly made incidentally by finding elevated ALT/AST ratio, enlarged liver on ultrasonographic examination. But on the other hand this disease can lead to cirrhosis during childhood. Liver biopsy is gold-standart if performed among patients who fulfill some suggested criteria. There are no precise data about clinical outcome. Obesity, insülin resistance and dislipidemia are the factors that can lead to worse histolojical findings and poorer prognosis as well. Isolated steatosis has the best prognosis, whereas the prognosis gets worse when fibrosis is added to hepatocyte injury. Cirrhosis is seen in 7-16% of patients at the time of liver biopsy. weight reduction and excercising have the most important role in treatment.There is no strict data about drugs for children Daha fazlası Daha az

Adenovirusa bağlı solunum yolu enfeksiyonu olan cocukların klinik ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi

Biçer, Suat | Küçük, Öznur | Giray, Tuba | Çöl, Defne | Çiler, Gülay Erdağ | Gürol, Yeşim | Vitrine, Ayça

Other | 2013 | Mikrobiyoloji Bülteni47 ( 2 ) , pp.295 - 304

Adenovirusa bağlı üst solunum yolu enfeksiyonları, beş gün süren ateş ve akut faz reaktanlarında belirgin yükselme nedeniyle bakteriyel enfeksiyonlarla karışan ve sıklıkla antibiyotik tedavisi uygulanan virus enfeksiyonlarıdır. Adenovirus enfeksiyonlarının tanısında direkt antijen tayini, virus izolasyonu ve virus DNAsının polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile saptanması gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, çocuklarda multipleks PCR (mPCR) ile tanımlanmış solunum yolu adenovirus enfeksiyonlarının klinik ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, ticari mPCR (Seeplex RV15 ACE Detection Kit, Seeg . . .ene Inc, Kore) yöntemiyle nazofaringeal sürüntü örneklerinde adenovirus DNAsı tespit edilen 27 çocuk hasta (18 erkek, 9 kız; yaş aralığı: 1-7 yıl, yaş ortalaması: 4.4 yıl) dahil edilmiştir. Olguların boğaz kültürleri normal ve EBV VCA-IgM antikorları negatiftir. Uzamış ve yüksek ateş şikayetiyle başvuran ve etken olarak adenovirus saptanan hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelenmiş; başvuru şikayetleri, fizik muayene bulguları, laboratuvar verileri ve uygulanan tedavi yöntemleri araştırılmıştır. Olgular, hem üst (ÜSYE) ve alt (ASYE) solunum yolu enfeksiyonu bulgularına göre, hem de hastanede yatış sürelerine ( 3 gün ve 3 gün) göre gruplandırılmış; hastalardaki semptom sayıları ( 2 ve 2), ÜSYE ya da ASYE varlığı bakımından yatış oranı ve yatış süreleri arasında farklılık olup olmadığı değerlendirilmiştir. Adenoviral solunum yolu enfeksiyonu olan hastaların en sık nisan-mayıs-haziran aylarında (20/27; %74) başvurduğu ve en sık başvuru şikayetinin ateş (27/27; %100) olduğu saptanmıştır. Hastaların ateş ortalaması 38.4C (aralık: 38-39.8C) olup, hastaneye yatıştan sonra ateşin devam süresi 1-5 gün arasında değişmektedir. Hastaların fizik muayenesinde en sık tonsillerde hiperemi ve hipertrofi (%63) saptanmış; diğer bulgular olarak alt solunum yolu hastalığı (%37), akut otitis media (%14.8), konjunktivit (%7.4), döküntü (%3.7) ve konvülziyon (%3.7) izlenmiştir. Laboratuvar testleri 24 hastada çalışılabilmiş ve %95.8inde yüksek CRP, %87.5inde yüksek sedimentasyon hızı, %62.5inde nötrofili, %33.4ünde lökositoz ve %20.8inde lenfositoz tespit edilmiştir. Başvuru sırasında olguların %85.2 (23/27)sinin antibiyotik tedavisi almakta olduğu dikkati çekmiştir. Hastaların 23 (%85.2)ü yatırılarak izlenmiş, yatış süresinin 1-8 (ortalama: 3.78) gün arasında olduğu görülmüştür. Hastaneye yatış oranları değerlendirildiğinde; semptom sayısı 2 olanların %81.8 (18/22)inin, 2 olanların tümünün (5/5); ASYE bulgusu olanların tümünün (10/10); nötrofilisi olanların tümünün (15/15); CRP düzeyi 2.8- 100 mg/L olanların %88.2 (15/17)sinin ve CRP düzeyi 100 mg/L olanların tümünün (6/6) hastaneye yatırıldığı belirlenmiştir. Hastalarda saptanan nötrofili ve yüksek CRP düzeyinin yatışa etki eden faktörler olduğu saptanmıştır (p 0.05). Sonuç olarak, boğaz kültüründe üreme olmayan, ancak lökositoz, nötrofili ve CRP yüksekliği saptanan tonsillofarenjit olgularında, adenoviral etiyolojinin mPCR gibi hızlı ve duyarlı bir laboratuvar yöntemiyle belirlenmesinin, gereksiz antibiyotik tedavisi ve hospitalizasyonun önlenmesi açısından gerekli olduğu düşünülmüştür. Upper respiratory tract infections caused by adenoviruses present long lasting fever for five days and elevated acute phase reactant levels. They are generally misdiagnosed as bacterial infections and are mistreated with antibiotics. The diagnosis of adenovirus infections mainly depends on direct antigen tests, virus isolation and detection of viral DNA using polymerase chain reaction (PCR). The aim of this study was to evaluate the clinical and laboratory findings of the children diagnosed as adenoviral respiratory tract infection by multiplex PCR (mPCR). A total of 27 children (18 male, 9 female; age range: 1- 7 years, mean age: 4.4 years) whose nasopharyngeal swab samples were found positive for adenovirus DNA with a commercial mPCR method (Seeplex® RV15 ACE Detection Kit, Seegene Inc, Korea) were included in the study. The throat cultures of the patients revealed no bacterial pathogens and EBV VCA-IgM antibodies were negative. The clinical and laboratory data of the children with long lasting high fever diagnosed as adenovirus infection were evaluated retrospectively in terms of their complaints on admission, symptoms detected in physical examination, laboratory findings and therapy protocols. The patients were categorized according to hospitalization period (< 3 days or &#8805; 3 days) and also according to the symptoms compatible with upper or lower respiratory tract infections. The quantity of clinical symptoms (&#8804; 2 or > 2) and the presence of upper or lower respiratory tract findings were evaluated if there were a difference by means of hospitalization rate and period. The most common complaint of the patients with adenoviral respiratory diseases was fever (27/27; 100%), and the most common admittance season was april-may-june period (20/27; 74%). The mean temperature was 38.4°C (range: 38-39.8°C) and the fever continued for 1-5 days after hospitalization. The most common physical examination finding was tonsillary hyperemia and hypertrophy (63%), followed by lower respiratory tract disease symptoms (37%), otitis media (14.8%), conjunctivitis (7.4%), and rash (3.7%). Laboratory tests could be performed for 24 cases and 95.8% of them yielded high CRP level, 87.5% high sedimentation rate, 62.5% neutrophilia, 33.4% leukocytosis and 20.8% lymphocytosis. It was noticed that 85.2% (23/27) of the patients were under antibiotic treatment on admission. Twenty-three patients (85.2%) were hospitalized, and the duration of hospitalization was between 1-8 (mean: 3.78) days. When the hospitalization rate was evaluated in terms of different measures, it was found that the rate was 81.8% (18/22) in patients with &#8804; 2 symptoms, 100% in patients with > 2 symptoms (5/5); 100% (10/10) in patients with lower respiratory tract disease symptoms; 100% (15/15) in patients with neutrophilia, 88.2% (15/17) in patients with CRP levels of &#8805; 2.8 - < 100 mg/L, and 100% (6/6) in patients with CRP levels of &#8805; 100 mg/L. Neutrophilia and high CRP levels were found to be the main factors related to the hospitalization rate (p< 0.05). In conclusion, adenoviral etiology should be determined by a rapid and sensitive labora tory method such as mPCR, in cases with tonsillopharyngitis who exhibit leukocytosis, neutrophilia and high CRP levels and no bacterial pathogens in throat culture, in order to prevent unnecessary antibiotic use and hospitalization Daha fazlası Daha az

İŞTAHSIZLIĞI OLAN ÇOCUKLARDA DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ SIKLIĞI

Küçük, Öznur | Göçmen, Ayşe Yeşim | Biçer, Suat

Other | 2013 | Bozok Tıp Dergisi3 ( 2 ) , pp.37 - 41

Amaç: Çocuklarda hem psikomotor hem de zihinsel fonksiyonlarda bozulmaya sebep olabilen demir eksikliği anemisinin iştahsız çocuklardaki sıklığını araştırılması planlandı. Yöntemler: İştahsızlık sebebiyle getirilen çocukların tam kan sayımı ve ferritin değerleri geriye dönük olarak incelendi. Yaş grubuna uygun hemoglobin değeri -2 SD altında ve ferritin düzeyi 12 ng/ml altında olan vakalar demir eksikliği anemisi olarak kabul edildi. Bulgular: Yaşları 6 ay ile 17 yaş arasında 428 çocuk değerlendirildi. Çocukların 202si (%47,2) erkek ve 226sı (%52,8) kızdı. Çocuklar yaşlarına göre 4 grupta incelendi: 1) 6 ay-2 yaş (n193), 2) 3-6 yaş . . .(n142), 3) 7-11 yaş (n67) ve 4) 12-17 yaş (n26). Çocuklar ferritin değerlerine göre 3 gruba ayrıldı: Grup 1: 12 ng/ml (n299), Grup 2: 6-12 ng/ml arasında (n95) ve Grup 3: 6 ng/ml (n34). Ferritin değeri 12 ng/ml olan çocuklarda demir eksikliği anemisi oranı %30,1 olarak bulundu. Yaş grupları ve cinsiyet ile anemi sıklığı arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildi (p0,05). Sonuç: Demir eksikliği anemisi çocuklarda her yaşta sık görülebilen bir beslenme soru- nudur. İştahsızlığı olan çocuklarda demir eksikliği varlığı araştırılmalıdır. Objective: Investigation of the prevalence of iron deficiency anaemia in children with poor appetite which may lead to impaired mental and psychomotor functions was planned. Methods: Total blood count and ferritin values were retrospectively analyzed in children brought for examination because of loss of appetite. Hemoglobin levels below -2 SD for each age group and ferritin levels below 12 ng / ml were considered as iron deficiency anemia. Results: 428 children aged between 6 months and 17 years were evaluated. 202 children (47.2%) were male and 226 (52.8%) were female. Children were evaluated in four groups as: 1) ages between 6 months-2 years (n 193), 2) 3-6 years (n 142), 3) 7-11 years (n 67) and 4) 12-17 years (n 26). Children were divided into 3 groups according to their ferritin values: Group 1: &#8805; 12 ng/ml (n 299), Group 2: between 6-12 ng / ml (n 95) and Group 3: &#8804; 6 ng/ml (n 34). Iron deficiency anemia ratio was found to be 30.1% in children with ferritin levels &#8804; 12 ng / ml. The relationship between anemia prevalence and age groups or gender was not statistically significant (p>0.05). Conclusion: Iron deficiency anemia is a common nutritional problem in children at every age. The presence of appetite loss should be investigated in children with iron deficiency Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms