Filtreler
Soğd-Türk ilişkileri (V-VIII. Yüzyıllar)

Preprint | 2023 | Yeditepe Üniversitesi Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi

Orta Çağ’ın başında, V. ve VIII. yüzyıllar arasında Soğdluların doğuya doğru olan göçü, Orta Asya kara kütlesinde gerçekleşen kültürel etkileşimlerin tarihinde önemli bir unsurdur. Yedisu, Otrar ve diğer birçok yerleşim yerinde ve özellikle Tang’ın başkenti Chang, Luoyang ve Dunhuang kentlerinde Soğd nüfusu iki katına çıkmıştı. Soğdlular, Orta Asya platolarındaki ticaret ağlarını deruhte eden tüccarlar olarak tanınıyordu. Bu durum Soğdluların ticari imparatorluklarından söz etme imkânı sağladı. Ancak ticaretin ötesinde, Soğdlular genel olarak bölgede kültür taşıyıcılığı rolünü üstlenmişlerdi. Bu etkileşim sadece Soğdluların kendi lü . . .ks ürünlerini doğuya taşımasıyla değil aynı zamanda batı halklarının lüks ürünlerini de kendi kervanlarıyla diğer coğrafyalara taşımalarından kaynaklanmaktaydı. Bu tür ürünler Çin veya diğer halklar için yeni sanatsal fikirler ve dinî akımların ortaya çıkmasına kaynaklık etti. Soğdya, siyasi olarak imparatorluk statüsüne hiç ulaşamamış olsa da Soğd halkı, sanatçılar, tüccarlar, keşişler, çevirmenler ve zanaatkârlar gibi çeşitli sosyal grupları temsil ederek hem kültürel sentez hem de Orta Asya halkının gelişmesinde önemli bir rol oynamıştı. Buna göre, Soğdluların anavatanları dışında Orta Asya halkları arasında kazandıkları kültürel nüfuza bakılırsa, Pers, Türk ve Çin unsurlarını bir potada birleştiren kültürel bir yapıdan bahsetmek doğru olacaktır. Bu çalışmada Soğdlar sadece tüccar kimlikleri ve Asya ticaretinde oynadıkları rolle değil, inşa ettikleri kültür imparatorluğu bağlamında Soğd ana kaynakları üzerinden ele alındı Daha fazlası Daha az

Kırım’da yaşanan i̇lk Rus i̇stilası 1736

Preprint | 2023 | Yeditepe Üniversitesi Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi

1699 Karlofça Antlaşması sonrası Osmanlılar, erken XVIII. yüzyıla kaybedilen toprakları geri alma politikası takip etmişti. Bu politika gereği 1711 yılında Azak kalesini Ruslardan ve 1714 yılında Mora yarımadasını da Venedik’ten geri almıştı. 1736 senesine gelindiğinde Ruslar, Karadeniz’in kuzeyine hâkim olabilmek için Azak kalesini ele geçirip Kırım Hanlığı’nı ilhak etme politikası takip ettiler. Osmanlılar ile Ruslar arasında cereyan eden bu savaşta Kırım Hanlığı tarihinde ilk kez yabancı güçler tarafından istilaya maruz kalmıştı. 1736 senesinde Ruslar adına Mareşal Münih, Kırım’ı istila eden ilk komutan olmuştur. Kırım Tatar süva . . .rileri ateşli silah teknolojisinde geri kalması hasebiyle Rus kuvvetlerine karşı mukavemet edememişti. Bunun neticesinde Kırım Hanlığı’nın önemli şehir ve kalelerinden olan Perekop, Kılbırun, Gözleve ve Bahçesaray 1736 senesinde Rus istilasına uğramış oldu Daha fazlası Daha az

Şâh I. Abbâs Dönemi (1587 – 1629) Bilim Faaliyetleri

Preprint | 2023 | Yeditepe Üniversitesi Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi

Safevî Devleti’nin tarihi incelendiğinde önemli bir dönüm noktası olarak görülen Şâh I. Abbâs döneminde (1587-1629) kurumların merkezîleştiği ve Avrupalı devletlerle temasının arttığı bir dönem olarak iz bırakmıştır. Şâh Tahmasb dönemi itibarıyla İsnâaşeriyye Şiîliği’ni halka tanıtmak amacıyla ülkeye gelmeye başlayan Cebel-i ‘Âmil âlimleri, Şâh I. Abbâs döneminde ise düzenli bir göç hareketi haline geldi. Yaşanan siyasî gelişmeler ile birlikte devletin kurulduğu ilk zamanlardan itibaren resmî kademelerde görev yapan Kızılbaşların yetkilerini ellerinden alan Şâh I. Abbâs, onların yerine Cebel-i ‘Âmil âlimlerini atadı. Böylelikle kend . . .ine bağlı güçlü bir iktidar çevresi oluşturarak gücünü daha da arttırdı. Düzenli bir göç hareketi ile ülkeye gelen bu âlimler tarafından Arapça’dan Farsça’ya yapılan tercümeler, yeni düşüncelerin ülkeye girmesini sağlarken bilimsel bir aydınlanmayı da beraberinde getirdi. Yaşanan bu gelişmeler Safevî ülkesinde kurumsal medreselerin kurulmasına ve âlimlerin çevre ülkeleri etkileyecek bilimsel çalışmalar yapmasına olanak sağladı. İç ve dış isyanların arttığı ve merkezî otoritenin bozulduğu bir dönemde tahta çıkan Şâh I. Abbâs (1587- 1629) tekrardan Safevî Devleti’nin temelini kurarak güçlendirdi. Çalışmada Cebel-i ‘Âmil âlimlerinin ülkeye gelişleriyle birlikte meydana gelen aydınlanmanın, Safevî ülkesine kattığı eğitim faaliyetleri ile meydana gelen bilimsel etkilerin açıklanarak ortaya çıkarılmasına çalışılacaktır Daha fazlası Daha az

1965-1971 yılları arasında İhsan Sabri Çağlayangil perspektifinde Türkiye'nin Kıbrıs politikası

Preprint | 2023 | Yeditepe Üniversitesi Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi

Kıbrıs, verimli iklimi ve coğrafi konumu nedeniyle M.Ö. 10 bin yılına kadar geriye giden bir tarihe sahip olup bu stratejik değerini ilerleyen yıllarda artırarak sürdürmüştür. Tarihsel süreç içerisinde özellikle bölgede hakimiyetini pekiştirmek ve ticaret yollarının güvenliğini sağlamak isteyen devletler, sahip olduğu stratejik konumu itibariyle Kıbrıs’ı daima kontrol altında tutmak istemiştir. Bir taraftan Kıbrıs, devletlerin egemenlik mücadelesi verdiği bir bölge olurken diğer taraftan araştırmacılar içinde önemli bir araştırma alanı olmuştur. Bu çalışmalarda, siyasi, sosyal, ekonomik, coğrafi ve kültürel konular başta olmak üzere . . . birçok farklı açıdan Kıbrıs meselesi tartışılmıştır. Bu çalışmada ise Kıbrıs’ın siyasi süreci ele alınmış ve şu sorulara yanıt aranmıştır; Kıbrıs meselesinin Türk dış politikasına etkileri nelerdir? Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in dış politika anlayışının Kıbrıs politikasına etkileri nelerdir? 1965-1971 yıllarında yaşanan gelişmeler Kıbrıs’ın geleceğini nasıl etkilemiştir? Çalışmanın tarihsel arka planı, 1965-1971 yıllarında Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelerin doğru analiz edilebilmesi ve dönemler arasında tutarlı karşılaştırmaların yapılabilmesi maksadıyla Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’ı fethetmesinden itibaren başlatılmıştır. Çalışmada, Kıbrıs’ın Osmanlı idaresine geçmesinin ardından yaşanan gelişmeler kronolojik sıra takip edilerek incelenmiş ve 1971 yılına kadar getirilmiştir. Çalışmadan çıkarılan en önemli sonuçlardan biri, Adalet Partisi’nin ve Çağlayangil’in dış politikada uyguladıkları denge siyasetinin Kıbrıs meselesinde yarattığı etkiler olmuştur. Demirel hükümeti yumuşama döneminin sağladığı siyasal zemini kullanarak Kıbrıs politikasında daha esnek bir tutum izlemiş ve izlediği bu esnek politika sayesinde Kıbrıs’ta yaşanan gelişmelere paralel bir siyaset geliştirmiştir. 1967 olaylarının ardından Türk ordusundaki eksikliklerin giderilmesi için hazırlıklara başlanması ve Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi’nin ilan edilmesi Demirel hükümeti siyasetinin birer yansıması olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak bu çalışmada, Kıbrıs meselesinin Osmanlı döneminden itibaren Türk dış politikasına etkisi bir bütün olarak değerlendirilirken KKTC’nin kuruluş sürecinde bir dönüm noktasını temsil eden 1965-1971 yıllarında Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelerin sonuçlarını ortaya koyarak literatüre katkı sağlanması hedeflenmiştir Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms